| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

deniz devrim

Aşk, kalbimin saygısız misafiridir. Sormadan gelir sormadan gider.

Yazılar arşiv 06.2009 Other entries in 2009-06 resimler , videolar

FİDEL’İN ANILARIYLA BİR DEVRİMCİNİN PORTRESİ

Che'li Anılar'da, Fidel, anılarından yola çıkarak Che'nin siyasi yaşamının, genellikle tartışmalı bölümlerine ve onun öncüsü olduğu devrimci hareketin bir dönemine açıklık getiriyor...

Gökçe Gündoğdu

1955 Temmuzu'nun ilk haftasında Meksika, ileride Batista rejimini devirecek olan 26 Temmuz Hareketi'ni yeniden canlandırma planlarıyla sürgün olarak buraya gelen Fidel Castro ile daha o zamandan ‘Che' olarak anılan Ernesto Guevara de la Serna'nın tanışmalarına sahne oldu. Kısa sürede kişisel ve özellikle siyasal anlamda olağanüstü başarılar sergileyen Che, Castro'yla da ‘giderek derinleşecek' ve hiç çözülmeyecek olan dostluk bağlarının temelini atmış oldu. Küba devriminin bir diğer adı Jesus Montane'in önsözü ile Agora Kitaplığı'nca okuyucuya sunulan ‘Che'li Anılar' işte tam bu noktadan yola çıkarak, gerçek bir enternasyonalist devrimci olan Che Guevara'nın yaşamının, özellikle devrimci dönemlerinin yoldaşı Fidel'in ağzından tüm dünyaya bir sorumluluk bilinciyle bir araya getirilmiş yazılar, konuşmalar ve röportajlardan oluşan bir seçki niteliğinde.
‘Che'li Anılar'da, teoriyle pratiğin bir araya geldiği bir devrimci portresi çizen Fidel, silahlı mücadeleye bir hekim olarak başlayan Che'nin "otorite sahibi olmaya hiç meyletmemesine" ve insani niteliklerinden hiçbir şey kaybetmemesine karşın, nasıl şaşırtıcı bir hızla önce bir askere, daha sonra da unutulmaz bir lider haline gelişini dile getirirken Che'nin sınır tanımaz cesaretinin altı çiziliyor.
Devrim yolunda savaşı sadece bir araç olarak gören Che için önemli olan hayatı değil kendisinden sonra devrimci hareketi devam ettirecek insanların varlığıydı. Bu yüzdendir ki ölüme karşı tutumu, Fidel'in sözleriyle, pervasızlıktı. Onun kaybı devrimci hareket için şüphesiz önemli bir kayıptır. Ancak, Che'ye göre "Ölüm bizi herhangi bir yerde apansız yakalayabilir, fakat savaş çığlığımız tek bir açık kulağa ulaşmışsa, silahlarımızı yerden almak için bir başka el uzanmışsa, ölüm sefa gelir hoş gelir..." Fidel, Che'nin asıl amacına ulaştığını kanıtlarcasına, ölümünün sadece bedensel olduğunu; "ondan esinlenen milyonlarca el" tarafından mücadelesinin -ortak mücadelelerinin- devam ettirileceğini anımsatır. Gelecek kuşaklara örnek oluşturması anlamında Che tarihte eşi bulunmaz bir esin kaynağıdır. O, hem gerilla mücadelesinin bir sanatçısı, hem de gerçek dürüstlüğü, onur duygusuyla insani değerler anlamında erdemli bir insan, hem de devrimle ilgili fikirleri/kuramları olan bir düşünce adamıydı. Che'nin bıraktığı büyük miras, varisleri için bu çok yönlü liderin kaybının tek tesellisidir.
Fidel, anılarında Guevara'nın ‘proleter enternasyonalizm' anlayışına vurgu yapmasa da, Küba devrimi ile ilişkisini anlatırken, Arjantinli bir devrimci olarak Küba devrimini ‘kendi devrimi' olarak benimseyebilmiş olmasına; dahası, Bolivya'daki mücadeleye "yalıtılmış bir vaka gibi değil, kısa süre içinde tüm Latin Amerika'daki diğer ülkelere yayılacak devrimci kurtuluş hareketinin bir parçası" olarak görmesine değiniyor.

BUGÜN CHE'YE BAKMAK
‘Che'li Anılar'a değil ama içinde bulunduğumuz çağın Che'yle ve devrimci mücadeleyle ilişkisinin eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, (belki de birçok farklı grup tarafından evrensel bir simge olarak seçilmesi nedeniyle) ‘Che' ile ilgili bir mitleştirme girişimini görmeyi kaçınılmaz kılıyor. İşte bu girişimin sonucu olarak karşımıza çıkan içi boşaltılmış Che portreleri gözönünde bulunduğunda, bizzat dönemden ve Che'nin hayatından çıkmış bir yoldaşın anlattıklarıyla okur, Che'nin devrimci mücadelesiyle birlikte Güney Amerika'daki devrimci harekete de yakından bakma fırsatı buluyor. Zira David Dautschmann'ın ifadesiyle "Küba devrimini kendi bağlamı içinde" ele alan Fidel, Che'nin devrimci ruhunu ve ölümünü hangi anlamlarda değerlendirebileceğimizi dile getirirken bunlarla ilgili gerçekleri, eğip bükerek gerçekleştirmeye çalışanların bu girişimlerine değinmekten ve ‘gerçekleri' kanıtlamaktan da geri durmuyor. Bu anlamda Fidel'in izlediği yol, tıpkı ‘Bolivya Günlüğü' sorununda olduğu gibi, söyleminin bir sorumluluk bilinciyle, özellikle Küba halkını, bu yolla tüm dünyayı bilgilendirmek amacında olduğunu düşündürüyor.
Latin Amerika'da devrim mücadelesini, dönemin bağlamında irdeleme fırsatı sağlayan ‘Che'li Anılar'da, Fidel anılarından yola çıkarak Che'nin siyasi yaşamının, genellikle tartışmalı bölümlerine ve onun öncüsü olduğu devrimci hareketin bir dönemine açıklık getiriyor. ‘Che'li Anılar', bu anlamda, dönemin devrimci hareketinin tarihine kaynaklık eden bir kitap olmasının yanı sıra, ‘68 hareketinin kült haline gelmiş simgesi olan Che'ye saygı duruşu niteliğindedir.

Che'li Anılar
Fidel Castro
Çevirenler: Mehmet Harmancı,
Murat Uyurkulak, Agora Yayınları, 256 sayfa.

http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1235913157&year=2009&month=03&day=01  alınmıştır

Değişimin Anlamı...


PENCERE

İLHAN SELÇUK

Değişimin Anlamı...

Aşağıda okuyacağınız yazı, 12 Ekim 1968 günü yayımlandı...

Noktasına virgülüne dokunmadan günahıyla sevabıyla yayımlıyorum...

"1- DEĞİŞİM

İnsan toplumları devamlı değişim içindedirler. Bu değişimi hiçbir güç durduramaz. Evrenin kanunları evrenin bir parçası olan insan toplumunda da geçerlidir. Madenler ısıtılınca genişlerler; su belirli bir sıcaklıkta kaynar. Toplum işte bu soydan kanunlara bağlıdır. Ne var ki biz toplumun kanunlarını ancak tarihin laboratuvarında açık-seçik görebiliyoruz. Çünkü madenlerin ısınması için nasıl bir zaman parçası gerekiyorsa, insan toplumundaki değişiklik için bir süre gereklidir. Bu süre gereklidir. Bu sürenin bazen çok uzun oluşu insanları aldatabilir;Hiçbir şey değişmiyor' duygusu yaratabilir.

Tarihin derinliklerine bakınız: İnsan toplumlarının ilkel yaşayıştan kölelik düzenine geçtiğini, kölelikten sonra feodalitenin başladığını göreceksiniz. Feodaliteden sonra gelen burjuvazi, uygarlık tarihinde kapitalizm aşamasına damgasını basmıştır. Kapitalizmin ardından sosyalizm gelmektedir. Her bir değişimde, insan toplumlarındaki imtiyazlar biraz daha tasfiye edilmiş, özgürlük biraz daha kazanılmıştır.

2- DEVRİM

İşte yukarıdaki değişimi insan iradesiyle ileriye doğru hızlandırmak devrimi yaratır.

Demek ki kölelikten sosyalizme doğru yürüyen evrensel değişimde ileriye doğru her bir hızlı adım, bir devrim sayılır. Türkiye'de Atatürk devrimlerinin değeri işte buradadır. Kapitalizmin emperyalizmini Anadolu'da kan ve ateşle yenmek bir devrimdir; Cumhuriyeti ilân etmek bir devrimdir; Lâikliği devlet yönetiminde geçerli kılmak bir devrimdir. Geleceğin toplumu, Cumhuriyet biçiminde antiemperyalist ve lâik olacaktır. Geleceğin toplumuna giden yolun temel taşlarını büyük iradesiyle yerli yerine koyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk tarihinin yetiştirdiği en büyük devrimcidir. Eğer Atatürk olmasa idi, uzun bir tarih süreci içinde Türkiye gene Cumhuriyete kavuşacak, lâikliği gerçekleştirecekti. Çünkü yakın bir tarihte, dünyada ne şah, ne padişah, ne kral kalacaktır; yakın bir tarihte bütün insan toplumları lâik olacaktır.

Ama Türkiyemizin bu gidişte şerefle öncelik alması Atatürk sayesindedir.

3- KARŞI-DEVRİM

Yazımıza başlarken toplumun devamlı ve kaçınılmaz değişim içinde bulunduğunu söylemiştik. Bu değişim ileriye doğrudur. Bu değişimi sosyalizme doğru hızlandırmak insan iradesiyle nasıl mümkünse, ve bunu sağlamak nasıl devrimi yaratıyorsa; toplumun kaçınılmaz değişimini bir süre için geciktirmek veya geriye çevirmek de insan iradesiyle mümkündür. İşte toplumun ileriye doğru değişimini bir süre için geciktirebilen veya geriye çevirebilenler karşı-devrimci'lerdir. Toplumun tabiî değişim kanunları içinde bu irade çatışma halindedir. Nitekim Yunanistan'da karşı-devrimciler bir darbe yaparak toplumun ileriye gidişini bir süre için durdurmuşlardır.

Ama nafile bir çırpınıştır bu...

Yunanistan'da bir süre sonra ister-istemez engeller kırılacak, barajlar yıkılacak ve Yunan toplumu insanlığın tarihî gidişine uymak zorunda kalacaktır.

Türkiye'de bugün ileriye gidişi durdurmak isteyen güçler dışardaki karşı-devrimci çevrelerle işbirliği halindedirler. Bunların husumeti, Türk tarihinin en büyük devrimcisi Atatürk üstüne yoğunlaşmaktadır.

4- EMPERYALİZM

İnsanın insanı sömürmesi yanında bir yabancı devletin bir başka milleti sömürmesi vardır. Bugün Türkiyede emperyalizm -basit bir tarifle- yabancıların Türk milletini sömürmesidir, diye tanımlanabilir. Emperyalizm millî bilincin ve devrimci şuurun uyanmasını istemez. Çünkü bir toplumun millî bilinci keskinleşir, ve bir millette devrimci şuur uyanırsa, sömürücü güçleri tasfiye etmek imkânları kuvvetlenir. Bunun içindir ki, emperyalistler Türkiyede karşı-devrimcilerle ittifak halinde şu programı uyguluyorlar:

a) Millî bilinci köreltmek için ümmetçiliği ve şeriatçılığı körüklüyorlar.

b) Devrimci şuuru uyutmak için devrimci güçleri çürütmeye çalışıyorlar veya satın almaya uğraşıyorlar.

Eğer milliyetçi güçler yabancı bir devletin nüfuzunu kabullenecek kadar yozlaşırsa Türk milleti emperyalizme tam anlamıyla teslim olacak ve uygarlık yarışında ileriye gidiş bir süre için karşı-devrimciler ve yabancı ortakları eliyle durdurulacaktır.

İşte bu açık seçik tablo içinde ‘Atatürkçüyüm' diyen kişinin, devrimcinin iradesini hangi yönde kullanacağı bilimsel bir gerçek olarak ortaya çıkar. ‘Atatürkçülük' lâf ü güzaf değil, evrenin bilim kanunları içinde değeri, yeri ve anlamı olan bir tarihî olgudur."

12 Ekim 1968 CUMHURİYET

Değişim evrenin değişmez yasasıdır. Kişiler için de geçerlidir...

Peki, döneklik?..

O başka...

 

http://www.blogcu.com/etiket/devrimci  alınmıştır

 

----KARŞI DEVRİM- ---

Köhnemiş ufka doğdu, mavi dev sarı güneş,
Gerici yobazları, aldı bir korku-telaş.
Birliğe çağrı yaptı, dedi bu ulus kardeş,
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi fişlendi.

Fitneler birleşerek, başta sorun oldular,
Din maskesi takarak, dinci örgüt kurdular.
Tarikatlar çoğaldı, tüm ülkeyi sardılar,
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi taşlandı.

İşbirlikçi hainler, saldırı başlattılar,
Vatan-ulus demedi. Çıkarlara sattılar.
Yüzler tükürük doldu, yaladılar yuttular,
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi suçlandı.

1950 de, devrimler yok sayıldı,
Devrime karşı olan, suç işledi kayrıldı.
Maskeli dincilerle, yoksul-yetim soyuldu,
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi haşlandı.

İktidar olmak için, her yol mubah dediler,
Vatan cephesi kurup, vatandaşı böldüler.
Barışı-kardeşliği, sinsi-sinsi sildiler,
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi dışlandı.

Laikler dinsiz dendi, katli vacip kılındı,
Laik olan memurlar, görevinden alındı.
Aydın öldüren-yakan, milliyetçi sayıldı,
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi dişlendi.

Yağcılık ve döneklik, en üstün makam oldu,
Devlet yönetimine, zübük-zadeler doldu.
Rızaoğlum, Atatürk yanlıları kovuldu.
Mavi dev devrimine, karşı devrim başladı.
Devrim sözü edenler, suçlu dendi yaşlandı.
-20- HAZİRAN- 2009-
-FAHRİ BULUT RIZAOĞLUM-

Fahri Bulut

 

Aşk ve devrim

Zaman alır doğruyu bulmak,
yanlışları görmeden
ve bu da
ne doğrunun yanlış olduğu
ne yanlışın doğru olduğu
anlamına gelmez
aşk ve devrim gibi...

aşk; devrim demektir
ama devrim, darbe değildir
devrim, yeniliktir
devrim, özgürlüktür
devrim, kırlangıç kanadında
güneşe koşmaktır
deli taylar gibi
devrim, çocuk gözünde umuttur
sevda gibi...

zaman alır doğruyu bulmak,
martının güzelliği seyreden içindir
balık suyunda mutludur
gül dalında
kuş kanadında, özgürdür...

güzellik peş para etmez
ne kadar güzelsen o kadar varsın
ne kadar çirkinsen o kadar feministsin
ne kadar feministsen
o kadar kirlisin
ve ne kadar güçlüysen
o kadar haklısın...

tahliye olmuş yorgun bir ölü
valizinde hüzünleri
gözlerinde umutları saklı
aynalara bakanlar
gördüklerini kendilerine benzetirler
yavru kedinin üzerinde
lastik izi varmış
kimin umurunda
sevdalarda ahu-zar
arka sokaklarda metal bar
vur gecelere kendini
az öpüşüp çok sevişen bedenin
doysun erotizmin kokusuna
sana ne
memleket batıyormuş
sistem çöküyormuş
millet perişanmış
ne düşünürsün bunları
yazıktır yorma uyuşuk beynini
sen dalgana bak
kırmızılarının içinde....

Devrim mi?
o da neymiş?
yenilir mi, içilir mi
yoksa üzerine yatılır mı
diye patlatma beynini....


aşk mı?
altın tepside sunulmuş
bir kadeh şarap
bir porsiyon havyar salatası
kırmızı bir jartiyer
ve bir fransız öpücüğünden ibarettir
diye düşünüp akıtma suyunu...


aşk. devrimdir
devrim, darbe değildir
devrim, yeniliktir
devrim, özgürlüktür
devrim, çocuk gözünde umuttur
namlunun ucunda açan gül gibi...

Aşkın Anatomisi

Gittiğim bütün hekimler aynı şeyleri söylediler söz birliği etmişçesine
´Aşk hastalığıdır bunun adı ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra..´
Oysa ne yalan söyleyeyim,
Ben yalnızca bir kuyrukluyıldıza çarptığımı sanmıştım
Yaşamın çıkmaz sokaklarında yürürken
Yüreğim bir patlamayla aydınlanınca..

Aşkın Anatomisi
Aşk bir hastalık mı?

Okan Bayülgen tam da Sevgililer Günü'nde ne de güzel söyledi:

"Aşk, bir hastalıklı durumdur.."

Normal bir şey değil ki, aşk. Kendini değil de bir başkasını bu kadar düşünmek, onun için her şeyi yapabilecek duruma gelmek, uğruna ölmek, öldürmek... Doğa üzerinde yaşayan her canlının doğal dürtüsü olan "yaşamda kalma savaşı", neden aşk söz konusu olunca silinir gider ve insan neden aşağılanmaya, acı çekmeye böylesine karşı konulmaz bir biçimde kapılır. Bilim adamları, aşkın bir hormonal değişim ya da bir kimya oyunu olduğunu söyleye dursa da aşk aslında simyadır. İnsanı altına çevirme sanatıdır. Aşkla başlar yaşam ve aşk, olanın üzerine bir yağmur gibi iner, gözler sadece güzel olanı görür. Andre Maurois buna "aşkın kristalizasyon etkisi" demiştir. Görülen her şey pembedir. Kan basıncı artar, hafif bir esriklik bedeni sarar. Bu yüzden şarap aşkın içkisidir, ister kırmızı, ister pembe olsun. Kan rengi ile anlatılır aşk, her ne kadar pembe ile tasvir olsa da. Kan, yaşamın dirimidir, devamıdır. Bedenin her yerini kaplar. Aşk Hastalığı derler adına.. Yemekten, içmekten kesilir insan. Ayrılığın rengi sarıya dönüşür tenin rengi, cevap alınmazsa. Ama bir de karşılıklıysa ten güzelleşir, renklenir. Bahar gelir yüreğin odalarına. Aşık kadınların güzelleşmesi boşuna değildir. Ostrojen hormonunu salar beden seven erkeğin dokunacağı her alana. Aşıklar kalple anlatır aşkı. Çünkü aşkın sesini duyuran tek organdır kalp. Ritmi hızlanır, yüreğin sesinin duyulacağından korkulur. Anatomi kitaplarının kapağına aslında koca bir kırmızı kalp resmi çizmeli ve içine de şöyle yazılmalı:
Sen, Ben ve Aşk...

KRAL HERZAMAN KRAL

 


HAYDİ GÜLE GÜLE GÜLÜM...

Haydi güle gülü gülüm
haydi güle güle
Hani ağlamak yoktu?
Ağlama kızım,
gözüne batacak sürmelerin.
Taksiye bindin işte,
işte hapishanesinde yattığım şehrin
geçiyorsun içinden.
Şöför belki ben yaşta bir adam
dikiz aynasından bakıyor sana
anlıyor bu güzel kadının ağlamasını.
Belki onunda içerde yatanı vardır,
belki tanır beni, belki kendiside bizdendir.
Biliyorum:
Demirlerden seyrettiğim bu şehir
kaplıcalar
türbeler
ipek fabrikaları ve kocaman bir çınardır.
Ve sahici insanları
benim insanlarım
nasılda perişan...
Fakat yüzlerine güneş vurmuş gibi olmuştur
sen gözyaşları arasından
onlara baktığın zaman.
Sen bu şehre bundan öncede geldin demek?
Sen bu şehre gelesinde beni aramayasın!
Öylemi? AĞLA GÜLÜM!
Hemde hüngür hüngür ağlamalısın.
Hayır ağlama, Allah belamı versin benim ağlama!
Etrafına bak:
Ben ve şehir çoktan arkada kaldık

 
NAZIM HİKMET

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM...

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

 
NAZIM HİKMET

Myspace Backgrounds Myspace Backgrounds